<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Kahramanmaraş/Büyüksır Köyü - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/</link>
		<description><![CDATA[Kahramanmaraş/Büyüksır Köyü - http://www.buyuksir.com/buyuksirforum]]></description>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 09:24:44 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kurtuluş Savaşı'nın bilinmeyen kahramanlarından Alemdar'ın kaçırılışı]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2339</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 20:09:51 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2339</guid>
			<description><![CDATA[Alemdar  römorkörünün kaçırılışı<br />
<br />
Yüzbaşı Adil Beyin planı<br />
<br />
Mücadele'nin isimsiz bir kahramanı da Alemdar gemisidir. Kuvayı Milliyecilerin bir tek askeri gemisi dahi yokken, Karadeniz'de asker ve silah sevkıyatı yapan Alemdar, onlarca düşman gemisinin arasında, Rus limanlarından Türk ordusuna silah taşımıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
1921 yılının ilk günleri. Anadolu'da büyük fedakarlıklarla yapılan mücadelede, cephane eksiği kendini iyiden iyiye hissettiriyordu. Rusya'dan alınabilecek silahları taşımak için kullanılan küçük takalar hem yetersiz kalıyor hem de gidiş gelişleri uzun zaman alıyordu.<br />
<br />
Ankara, Karadeniz'den yapılacak nakliyatı sağlayacak bir geminin İstanbul'dan kaçırılmasını kararlaştırdı. Seçilen gemi Alemdar römorkörüydü. Alemdar silahlanmaya uygun büyük bir tekneydi. İstanbul'daki teşkilat sayesinde, Deniz Yüzbaşısı Adil Bey geminin çarkçıbaşılığını (birinci makine mühendisi) üstlendi, personel de güvenilir kimselerden seçildi ve Alemdar'ı İstanbul'dan kaçırılma planları hazırlandı.<br />
<br />
Tüm planlar, Boğaz çıkışındaki düşman kontrolünden sıyrılıp Karadeniz'e geçmek üzerine yapıldı. Boğaz'daki kontrol görevini yapan hücumbotlar, işgal kuvvetlerinin kontrolündeydi; ama bu botların personeli Türk'tü. Birçoğu Kuvayı Milliye'nin İstanbul'daki gizli teşkilatına üyeydi. İstanbul'dan daha önce de silah kaçırılması sırasında, bulundukları hücumbotta geçici bir arıza yaratan Türk denizciler, işgal güçleri subaylarının dikkatini dağıtıp kaçacak gemiye, kontrol sahasında gedik açıyorlardı. Bu kez de öyle oldu. Yüzbaşı Adil Bey ve geminin kaptanı İsmail Bey, 25 Ocak 1921 gecesi, Boğaz'daki kontrolden sıyrılarak Karadeniz'e açıldı.<br />
<br />
FRANSIZLAR FARKEDİYOR<br />
<br />
Sahilden birkaç mil açıkta seyreden Alemdar, sabah Ereğli'ye vardı. Buradan kömür ve erzak aldıktan sonra Sinop'a hareket etti. Ancak İstanbul'daki müttefik karargahında, Alemdar'ın kaçırılışı büyük yankı bulmuştu. Geminin yakalanması sadece bir römorkörün bulunmasından daha fazlasını ifade ediyordu. Türkler moral bulacaktı.<br />
<br />
Karadeniz'deki deniz filosuna haber verilerek Alemdar'ın yakalanması istendi. Aynı günlerde Alemdar, Zonguldak açıklarına varıyordu. Ocak ayının son gününde, C-27 Fransız hücumbotu Alemdar'ı gördü. Gemiye yaklaşarak silahlarını çevirdi ve durmasını ihtar etti.<br />
<br />
'ŞİMDİLİK TESLİM OLALIM'<br />
<br />
Yüzbaşı Adil Bey ve İsmail Kaptan, Alemdar'ın hücumbottan kaçmasının mümkün olmadığını görerek, şimdilik teslim olmaya karar verdiler. Fransız botundan Alemdar'a Yüzbaşı Tille adında bir Fransız subayı ile dört Senegalli asker bindi. Gemiyi dikkatle arayıp silahsız olduğunu anladıktan  sonra İsmail kaptanı bir kamaraya hapsettiler. Adil Bey'i ise çarkçı olduğunu sandıklan için görevinde bıraktılar.<br />
<br />
Alemdar, Fransız botunun arkasında geriye, İstanbul'a doğru yol almaya başladı. Yüzbaşı Adil Bey, makine dairesinde yaptığı planı gizlice mürettebata duyurdu. Serdümen Recep aldığı talimatla, öndeki Fransız botuyla aradaki mesafeyi yavaş yavaş açmaya başladı. Mesafe olabildiğince arttığında, Yüzbaşı ve mürettebat aniden Fransız subay ve Senegalli askerlerin üzerine atıldı. Birkaç dakika içinde geminin kontrolü yeniden Türklerdeydi. Fransız Yüzbaşı Tille, düştüğü oyun karşısında sürekli söyleniyordu. Şimdi gemide düşmandan alınan silahlar da vardı. Alemdar, öndeki Fransız gemisine durumu hissettirmeden sahile doğru kaymaya başladı.<br />
<br />
Tüm kazanları çalışan Alemdar'da Adil Bey ve İsmail kaptan, mesafeyi yeterli görerek birden gemiyi çevirdiler ve Ereğli'ye doğru yol almaya başladılar. Birkaç dakika içinde durumu farkeden Fransız hücumbotu da hemen Alemdar'ın peşine düştü.<br />
<br />
Şimdi heyecanlı bir takip başlamıştı. Fransız botunun hızı Alemdar'dan fazla olduğu için, mesafe gittikçe azalıyordu. Bir süre sonra Fransızlar Alemdar'a iyice sokuldular. Ve Fransız gemisinin boş bölgesindeki top ateş açmaya başladı. Buna karşılık Alemdar mürettebatı da ele geçirdikleri tüfeklerle şiddetli ateşe başladılar. Fransız topunun başındaki asker vuruldu. Mermilerden biri topun nişangahına geldi; hücumbotun en önemli silahı devre dışı kaldı.<br />
<br />
YEREL ÇETELER YETİŞTİ<br />
<br />
Alemdar Ereğli'ye yaklaşmaya başlamış; sahilde insanlar bu büyük kavgayı görmek için toplanmıştı. Fransız botu Alemdar'ı açığa sürmek için sahille römorkör arasına girdi. Ancak tam bu sırada, Türk sahillerinden yoğun bir makineli tüfek ateşi başladı: Ereğli'deki yerel çeteler zamanında yetişmişti!<br />
<br />
Fransız botu kaçmak zorunda kaldı. Alemdar bu çatışma sırasında Sedümen Recep'i şehit verdi. Yüzbaşı Adil Bey'in planıyla Alemdar, Milli Mücadele'ye katılarak Karadeniz'de büyük hizmetler verdi. Anadolu'ya cephane sevkiyatının Karadeniz'deki öncüsü oldu. <br />
<br />
<br />
<br />
Alemdar, Şahin ve Rüsumat<br />
<br />
Milli Mücadele'de Karadeniz'de görev yapan üç gemi, silah taşıma işinde büyük isim yapmıştı. Bunlar Alemdar römorkörü, Rüsumat motoru ve Şahin vapurlarıydı. Bu üç gemi Ruslardan alınan silahları Karadeniz'deki Tuapsi ve Novorosisk limanından alır ve müttefik devriye botlarına görünmeden Anadolu kıyılarına getirirlerdi. Bu seferler sırasında Yüzbaşı Mustafa Nail Bey komutasındaki Alemdar,  Pontusçu Sarıyanni çetesini yakalamış, Yüzbaşı Cevat Bey kumandasındaki Şahin vapuru, Büyük Taarruz'dan önce 29 adet Alman tayyaresini Rusya'nın  Novorosisk limanından almak için Yunan botlarıyla çarpışmış ve Rüsumat motoru ise taşıdığı silahları devriye botlarına kaptırmamak için Ordu'da kendini batırmış, daha sonra tekrar yüzdürülmüştü.<br />
<br />
(Kaynak: KANSU ŞARMAN Popüler TARİH - Aralık 2000 - Sayı 07)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Alemdar  römorkörünün kaçırılışı<br />
<br />
Yüzbaşı Adil Beyin planı<br />
<br />
Mücadele'nin isimsiz bir kahramanı da Alemdar gemisidir. Kuvayı Milliyecilerin bir tek askeri gemisi dahi yokken, Karadeniz'de asker ve silah sevkıyatı yapan Alemdar, onlarca düşman gemisinin arasında, Rus limanlarından Türk ordusuna silah taşımıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
1921 yılının ilk günleri. Anadolu'da büyük fedakarlıklarla yapılan mücadelede, cephane eksiği kendini iyiden iyiye hissettiriyordu. Rusya'dan alınabilecek silahları taşımak için kullanılan küçük takalar hem yetersiz kalıyor hem de gidiş gelişleri uzun zaman alıyordu.<br />
<br />
Ankara, Karadeniz'den yapılacak nakliyatı sağlayacak bir geminin İstanbul'dan kaçırılmasını kararlaştırdı. Seçilen gemi Alemdar römorkörüydü. Alemdar silahlanmaya uygun büyük bir tekneydi. İstanbul'daki teşkilat sayesinde, Deniz Yüzbaşısı Adil Bey geminin çarkçıbaşılığını (birinci makine mühendisi) üstlendi, personel de güvenilir kimselerden seçildi ve Alemdar'ı İstanbul'dan kaçırılma planları hazırlandı.<br />
<br />
Tüm planlar, Boğaz çıkışındaki düşman kontrolünden sıyrılıp Karadeniz'e geçmek üzerine yapıldı. Boğaz'daki kontrol görevini yapan hücumbotlar, işgal kuvvetlerinin kontrolündeydi; ama bu botların personeli Türk'tü. Birçoğu Kuvayı Milliye'nin İstanbul'daki gizli teşkilatına üyeydi. İstanbul'dan daha önce de silah kaçırılması sırasında, bulundukları hücumbotta geçici bir arıza yaratan Türk denizciler, işgal güçleri subaylarının dikkatini dağıtıp kaçacak gemiye, kontrol sahasında gedik açıyorlardı. Bu kez de öyle oldu. Yüzbaşı Adil Bey ve geminin kaptanı İsmail Bey, 25 Ocak 1921 gecesi, Boğaz'daki kontrolden sıyrılarak Karadeniz'e açıldı.<br />
<br />
FRANSIZLAR FARKEDİYOR<br />
<br />
Sahilden birkaç mil açıkta seyreden Alemdar, sabah Ereğli'ye vardı. Buradan kömür ve erzak aldıktan sonra Sinop'a hareket etti. Ancak İstanbul'daki müttefik karargahında, Alemdar'ın kaçırılışı büyük yankı bulmuştu. Geminin yakalanması sadece bir römorkörün bulunmasından daha fazlasını ifade ediyordu. Türkler moral bulacaktı.<br />
<br />
Karadeniz'deki deniz filosuna haber verilerek Alemdar'ın yakalanması istendi. Aynı günlerde Alemdar, Zonguldak açıklarına varıyordu. Ocak ayının son gününde, C-27 Fransız hücumbotu Alemdar'ı gördü. Gemiye yaklaşarak silahlarını çevirdi ve durmasını ihtar etti.<br />
<br />
'ŞİMDİLİK TESLİM OLALIM'<br />
<br />
Yüzbaşı Adil Bey ve İsmail Kaptan, Alemdar'ın hücumbottan kaçmasının mümkün olmadığını görerek, şimdilik teslim olmaya karar verdiler. Fransız botundan Alemdar'a Yüzbaşı Tille adında bir Fransız subayı ile dört Senegalli asker bindi. Gemiyi dikkatle arayıp silahsız olduğunu anladıktan  sonra İsmail kaptanı bir kamaraya hapsettiler. Adil Bey'i ise çarkçı olduğunu sandıklan için görevinde bıraktılar.<br />
<br />
Alemdar, Fransız botunun arkasında geriye, İstanbul'a doğru yol almaya başladı. Yüzbaşı Adil Bey, makine dairesinde yaptığı planı gizlice mürettebata duyurdu. Serdümen Recep aldığı talimatla, öndeki Fransız botuyla aradaki mesafeyi yavaş yavaş açmaya başladı. Mesafe olabildiğince arttığında, Yüzbaşı ve mürettebat aniden Fransız subay ve Senegalli askerlerin üzerine atıldı. Birkaç dakika içinde geminin kontrolü yeniden Türklerdeydi. Fransız Yüzbaşı Tille, düştüğü oyun karşısında sürekli söyleniyordu. Şimdi gemide düşmandan alınan silahlar da vardı. Alemdar, öndeki Fransız gemisine durumu hissettirmeden sahile doğru kaymaya başladı.<br />
<br />
Tüm kazanları çalışan Alemdar'da Adil Bey ve İsmail kaptan, mesafeyi yeterli görerek birden gemiyi çevirdiler ve Ereğli'ye doğru yol almaya başladılar. Birkaç dakika içinde durumu farkeden Fransız hücumbotu da hemen Alemdar'ın peşine düştü.<br />
<br />
Şimdi heyecanlı bir takip başlamıştı. Fransız botunun hızı Alemdar'dan fazla olduğu için, mesafe gittikçe azalıyordu. Bir süre sonra Fransızlar Alemdar'a iyice sokuldular. Ve Fransız gemisinin boş bölgesindeki top ateş açmaya başladı. Buna karşılık Alemdar mürettebatı da ele geçirdikleri tüfeklerle şiddetli ateşe başladılar. Fransız topunun başındaki asker vuruldu. Mermilerden biri topun nişangahına geldi; hücumbotun en önemli silahı devre dışı kaldı.<br />
<br />
YEREL ÇETELER YETİŞTİ<br />
<br />
Alemdar Ereğli'ye yaklaşmaya başlamış; sahilde insanlar bu büyük kavgayı görmek için toplanmıştı. Fransız botu Alemdar'ı açığa sürmek için sahille römorkör arasına girdi. Ancak tam bu sırada, Türk sahillerinden yoğun bir makineli tüfek ateşi başladı: Ereğli'deki yerel çeteler zamanında yetişmişti!<br />
<br />
Fransız botu kaçmak zorunda kaldı. Alemdar bu çatışma sırasında Sedümen Recep'i şehit verdi. Yüzbaşı Adil Bey'in planıyla Alemdar, Milli Mücadele'ye katılarak Karadeniz'de büyük hizmetler verdi. Anadolu'ya cephane sevkiyatının Karadeniz'deki öncüsü oldu. <br />
<br />
<br />
<br />
Alemdar, Şahin ve Rüsumat<br />
<br />
Milli Mücadele'de Karadeniz'de görev yapan üç gemi, silah taşıma işinde büyük isim yapmıştı. Bunlar Alemdar römorkörü, Rüsumat motoru ve Şahin vapurlarıydı. Bu üç gemi Ruslardan alınan silahları Karadeniz'deki Tuapsi ve Novorosisk limanından alır ve müttefik devriye botlarına görünmeden Anadolu kıyılarına getirirlerdi. Bu seferler sırasında Yüzbaşı Mustafa Nail Bey komutasındaki Alemdar,  Pontusçu Sarıyanni çetesini yakalamış, Yüzbaşı Cevat Bey kumandasındaki Şahin vapuru, Büyük Taarruz'dan önce 29 adet Alman tayyaresini Rusya'nın  Novorosisk limanından almak için Yunan botlarıyla çarpışmış ve Rüsumat motoru ise taşıdığı silahları devriye botlarına kaptırmamak için Ordu'da kendini batırmış, daha sonra tekrar yüzdürülmüştü.<br />
<br />
(Kaynak: KANSU ŞARMAN Popüler TARİH - Aralık 2000 - Sayı 07)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EFENDİMİZİN EN BÜYÜK MUCUZESİ]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2338</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:58:26 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2338</guid>
			<description><![CDATA[Allah Resulünün en büyük mucizesi Allah'tan getirdiği mukaddes kitap...Yani Kur'an-ı Kerim...<br />
Ey İlahi kanun, ey dirlik, düzen;<br />
<br />
Asırlardır devam etti mucizen!..<br />
<br />
Evet, Kur'an-ı Kerim asırlardır devam eden en büyük mucize...<br />
<br />
Hazreti İsa ölüye:<br />
<br />
- Kalk, Alah'ın izniyle! Dedi ve ölü kalktı...<br />
<br />
Bu kainatın efendisinin mukaddes parmaklarından sular fışkırması kadar acayip değildir...<br />
<br />
Hazret-i Musa'nın asası ejder oldu ve yere birtakım ipler atıp onları yılanlaştıran sihirbazların bütün marifetlerini yuttu. Ve denize şoseler açtı...<br />
<br />
Daha neler neler oldu...<br />
<br />
Fakat Allah'ın sevgilisi, topyekün zaman ve mekanın ve bütün mahlukatın Peygamberi Cenab-ı Muhammed (s.a.v.) de , bir işaretiyle kameri ikiye böldü. Parmaklarından binlerce sahabinin abdest almasına mahsus suyu fışkırttı. Hasretiyle bir ağaç kütüğünü inletti. Çılgın bir deveyi bir bakışta ayaklarının dibine sindirdi. Elinin değdiği her noktaya yeni bir hayat verdi... Ve bütün bu mucizeler semasındaki yıldızların merkezine, Allah'tan gelen güneş mucizeyi yerleştirdi...<br />
<br />
İşte bu güneş: Kur'an'dı...<br />
<br />
Ve Kur'an, ölüyü dirilten Hazret-i İsa, denizi yaran Hazret-i Musa, ateşi gülistana çeviren Hazret-i İbrahim peygamberlerin mucizelerinin yanında en büyüyüğü ve en müthişi...<br />
<br />
O öyle bir mucize ki, nazil olurken, Resul-i kibriya yı raşelerle doldurdu, alnını yıdız yıldız ter damlalarıyla noktaladı ve dizine dizi değeni yıldırım gibi çarptı... Ve ondaki belağatı görenlerin aklı kamaştı...<br />
<br />
Gelişi de ayrı bir eda, ayrı bir güzellik içinde...<br />
<br />
Bazen dünyanın en güzel insanının (Dihye gibi) yüzüyle, bazende çıngırak seslerini andıran tarrakalarla geldi ve daima melek getirdi...<br />
<br />
Alemlerin Rabbi olan Allah'ın kelamı...<br />
<br />
Bu ilahi kelamı dinleyenler, Hazret-i Ömer gibi ona hemen kapılıp teslim oldular; yahut içinden çıkamadılar bir acayiplik denizine düştüler. Öyle ki, "Sihir" dediler de; "insan kelamı" diyemediler...<br />
<br />
Nasıl desinler ki, Kur'an bütün insanoğluna meydan okuyordu:<br />
<br />
"De ki: Andolsun, ins-ü cin şu Kur'an'ın benzerini (meydana ) getirmek üzere bir araya toplansa, yekdiğerine yardımcı da olsalar, yine onun benzerini getiremezler." (İsra Suresi / 88)a]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Allah Resulünün en büyük mucizesi Allah'tan getirdiği mukaddes kitap...Yani Kur'an-ı Kerim...<br />
Ey İlahi kanun, ey dirlik, düzen;<br />
<br />
Asırlardır devam etti mucizen!..<br />
<br />
Evet, Kur'an-ı Kerim asırlardır devam eden en büyük mucize...<br />
<br />
Hazreti İsa ölüye:<br />
<br />
- Kalk, Alah'ın izniyle! Dedi ve ölü kalktı...<br />
<br />
Bu kainatın efendisinin mukaddes parmaklarından sular fışkırması kadar acayip değildir...<br />
<br />
Hazret-i Musa'nın asası ejder oldu ve yere birtakım ipler atıp onları yılanlaştıran sihirbazların bütün marifetlerini yuttu. Ve denize şoseler açtı...<br />
<br />
Daha neler neler oldu...<br />
<br />
Fakat Allah'ın sevgilisi, topyekün zaman ve mekanın ve bütün mahlukatın Peygamberi Cenab-ı Muhammed (s.a.v.) de , bir işaretiyle kameri ikiye böldü. Parmaklarından binlerce sahabinin abdest almasına mahsus suyu fışkırttı. Hasretiyle bir ağaç kütüğünü inletti. Çılgın bir deveyi bir bakışta ayaklarının dibine sindirdi. Elinin değdiği her noktaya yeni bir hayat verdi... Ve bütün bu mucizeler semasındaki yıldızların merkezine, Allah'tan gelen güneş mucizeyi yerleştirdi...<br />
<br />
İşte bu güneş: Kur'an'dı...<br />
<br />
Ve Kur'an, ölüyü dirilten Hazret-i İsa, denizi yaran Hazret-i Musa, ateşi gülistana çeviren Hazret-i İbrahim peygamberlerin mucizelerinin yanında en büyüyüğü ve en müthişi...<br />
<br />
O öyle bir mucize ki, nazil olurken, Resul-i kibriya yı raşelerle doldurdu, alnını yıdız yıldız ter damlalarıyla noktaladı ve dizine dizi değeni yıldırım gibi çarptı... Ve ondaki belağatı görenlerin aklı kamaştı...<br />
<br />
Gelişi de ayrı bir eda, ayrı bir güzellik içinde...<br />
<br />
Bazen dünyanın en güzel insanının (Dihye gibi) yüzüyle, bazende çıngırak seslerini andıran tarrakalarla geldi ve daima melek getirdi...<br />
<br />
Alemlerin Rabbi olan Allah'ın kelamı...<br />
<br />
Bu ilahi kelamı dinleyenler, Hazret-i Ömer gibi ona hemen kapılıp teslim oldular; yahut içinden çıkamadılar bir acayiplik denizine düştüler. Öyle ki, "Sihir" dediler de; "insan kelamı" diyemediler...<br />
<br />
Nasıl desinler ki, Kur'an bütün insanoğluna meydan okuyordu:<br />
<br />
"De ki: Andolsun, ins-ü cin şu Kur'an'ın benzerini (meydana ) getirmek üzere bir araya toplansa, yekdiğerine yardımcı da olsalar, yine onun benzerini getiremezler." (İsra Suresi / 88)a]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[NEFSİNİZİ ALLAHTAN SATIN ALMAYA BAKIN]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2337</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:56:32 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2337</guid>
			<description><![CDATA[Cenabı Hak, en büyük vazife olan tebliğ hususunda, "Önce en yakın akrabalarını uyar. " (Şuarâ, 26/214) buyurarak, Allah Resûlü'nün, işe akrabalarından başlamasını emretmiştir.<br />
<br />
Bu ayet indirildiğinde Peygamber Efendimiz ailesinin bütün fertlerini, akraba ve yakın komşularını Ebû Kubeys tepesinde toplamış ve "Ey Abdulmuttalip oğulları! Ey Fih oğulları! Ey Lüeyy oğulları! Ben şimdi şu dağın öbür yamacında düşman süvarilerinin bulunduğunu ve size saldırmak üzere olduklarını söylesem bana inanır mısınız?" diye sormuştu. Onlar, "evet inanırız" deyince Efendimiz sözlerine şöyle devam etmişti: "Ben şiddetli bir azaptan önce size gönderilmiş bir uyarıcıyım." Bunun üzerine, Ebû Leheb öfkeden yerinde duramaz hâle gelmiş, &#65533;hâşâ ve kellâ&#65533; "Ağzın kurusun. Sırf bunun için mi bizi buraya çağırdın?" demişti. "Ebû Leheb'in iki eli kurusun. Kurudu da." mealindeki ayet-i kerimeyi ihtiva eden "Tebbet" Sûresi'nin indirilmesiyle tesellî olan Efendimiz, Ebû Leheb gibi kimselerin mani olmaya çalışmalarına rağmen Allah'ın emrini yerine getirmiş, her fırsatta aile ve akrabasına da tebliğ ve irşatta bulunmuştu. Bir defasında, kavim ve kabilesine seslenerek şöyle buyurmuştu:<br />
<br />
"Ey Kâ'b b. Mürre oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ben, âhirette sizin adınıza bir şey yapamam!<br />
<br />
Ey Abdimenâf oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira âhirette sizin adınıza bir şey yapmak elimden gelmez!<br />
<br />
Ey Abdülmuttalip oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira âhirette sizin adınıza da birşey yapamam!"<br />
<br />
Efendimiz kendisine en uzak kabile ve oymaktan başlayıp en yakınlarına gelmiş ve "Ey Allah Resûlü'nün halası Safiyye, sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira âhirette senin adına da bir şey yapamam!" buyurmuştu.<br />
<br />
O Safiyye (radıyallahu anhâ) ki, Hazreti Hamza'nın kız kardeşiydi. O Safiyye ki, Allah Resûlü'nün "Havarim" dediği Zübeyr'in anasıydı. O Safiyye ki, zâlim Haccac'a karşı Ka'be'yi müdafaa ederken, asılmak suretiyle şehid olan Abdullah b. Zübeyr'in babaannesiydi. Ve bütün bunlardan öte, o Safiyye ki, Allah Resûlü'nün öz halasıydı. Buna rağmen İki Cihan Serveri, ona da "Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira âhirette senin adına da bir şey yapamam!" demişti.<br />
<br />
Efendimiz, sözlerini o kadarla da bitirmemişti, son olarak kendi kızı ve ciğerpâresi Hazreti Fatıma'ya (radıyallahu anhâ), "Ey Muhammed'ın kızı Fatıma! Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak; zira âhirette senin adına da bir şey yapamam." demişti.<br />
<br />
O Fatıma (radıyallahu anhâ) ki, gözüne ve hayâline hiçbir günah girmeden, Hazreti Ali (kerremallahu vechehû) ile evlenmişti. Zâten yaşı 25 olmadan da vefat edip gitmişti. Arkadan gelen bütün evliyâ, asfiyâ onun nurlu neslinin semeresiydi... O ki, sağanak sağanak vahiy yağan Nebî evinde yetişmişti. O ki, Allah Resûlü, onun hakkında "Fatıma benden bir parçadır." buyurmuştu... Ve yine o ki, cennet kadınlarının efendisi olduğu bildirilmişti. Ama Allah Resûlü ona da, evet bu Fatıma'ya da, "Kendini Allah'tan satın almaya bak! Nefsinin ipoteğini çözdürmeye çalış!" demişti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cenabı Hak, en büyük vazife olan tebliğ hususunda, "Önce en yakın akrabalarını uyar. " (Şuarâ, 26/214) buyurarak, Allah Resûlü'nün, işe akrabalarından başlamasını emretmiştir.<br />
<br />
Bu ayet indirildiğinde Peygamber Efendimiz ailesinin bütün fertlerini, akraba ve yakın komşularını Ebû Kubeys tepesinde toplamış ve "Ey Abdulmuttalip oğulları! Ey Fih oğulları! Ey Lüeyy oğulları! Ben şimdi şu dağın öbür yamacında düşman süvarilerinin bulunduğunu ve size saldırmak üzere olduklarını söylesem bana inanır mısınız?" diye sormuştu. Onlar, "evet inanırız" deyince Efendimiz sözlerine şöyle devam etmişti: "Ben şiddetli bir azaptan önce size gönderilmiş bir uyarıcıyım." Bunun üzerine, Ebû Leheb öfkeden yerinde duramaz hâle gelmiş, &#65533;hâşâ ve kellâ&#65533; "Ağzın kurusun. Sırf bunun için mi bizi buraya çağırdın?" demişti. "Ebû Leheb'in iki eli kurusun. Kurudu da." mealindeki ayet-i kerimeyi ihtiva eden "Tebbet" Sûresi'nin indirilmesiyle tesellî olan Efendimiz, Ebû Leheb gibi kimselerin mani olmaya çalışmalarına rağmen Allah'ın emrini yerine getirmiş, her fırsatta aile ve akrabasına da tebliğ ve irşatta bulunmuştu. Bir defasında, kavim ve kabilesine seslenerek şöyle buyurmuştu:<br />
<br />
"Ey Kâ'b b. Mürre oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ben, âhirette sizin adınıza bir şey yapamam!<br />
<br />
Ey Abdimenâf oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira âhirette sizin adınıza bir şey yapmak elimden gelmez!<br />
<br />
Ey Abdülmuttalip oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira âhirette sizin adınıza da birşey yapamam!"<br />
<br />
Efendimiz kendisine en uzak kabile ve oymaktan başlayıp en yakınlarına gelmiş ve "Ey Allah Resûlü'nün halası Safiyye, sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira âhirette senin adına da bir şey yapamam!" buyurmuştu.<br />
<br />
O Safiyye (radıyallahu anhâ) ki, Hazreti Hamza'nın kız kardeşiydi. O Safiyye ki, Allah Resûlü'nün "Havarim" dediği Zübeyr'in anasıydı. O Safiyye ki, zâlim Haccac'a karşı Ka'be'yi müdafaa ederken, asılmak suretiyle şehid olan Abdullah b. Zübeyr'in babaannesiydi. Ve bütün bunlardan öte, o Safiyye ki, Allah Resûlü'nün öz halasıydı. Buna rağmen İki Cihan Serveri, ona da "Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira âhirette senin adına da bir şey yapamam!" demişti.<br />
<br />
Efendimiz, sözlerini o kadarla da bitirmemişti, son olarak kendi kızı ve ciğerpâresi Hazreti Fatıma'ya (radıyallahu anhâ), "Ey Muhammed'ın kızı Fatıma! Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak; zira âhirette senin adına da bir şey yapamam." demişti.<br />
<br />
O Fatıma (radıyallahu anhâ) ki, gözüne ve hayâline hiçbir günah girmeden, Hazreti Ali (kerremallahu vechehû) ile evlenmişti. Zâten yaşı 25 olmadan da vefat edip gitmişti. Arkadan gelen bütün evliyâ, asfiyâ onun nurlu neslinin semeresiydi... O ki, sağanak sağanak vahiy yağan Nebî evinde yetişmişti. O ki, Allah Resûlü, onun hakkında "Fatıma benden bir parçadır." buyurmuştu... Ve yine o ki, cennet kadınlarının efendisi olduğu bildirilmişti. Ama Allah Resûlü ona da, evet bu Fatıma'ya da, "Kendini Allah'tan satın almaya bak! Nefsinin ipoteğini çözdürmeye çalış!" demişti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvuftaki 4 Kapı.]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2336</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:41:58 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2336</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Öğrencilerinden biri Mevlana''ya sormuş;<br />
<br />
"Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"<br />
<br />
- "Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."<br />
<br />
***<br />
<br />
&#8226; Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana''nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.<br />
<br />
&#8226; Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.<br />
<br />
&#8226; Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.<br />
<br />
&#8226; Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.<br />
<br />
<br />
Öğrenci Mevlana''ya dönmüş, olanları anlatmış.<br />
<br />
Mevlana; "İşte sana istediğin örnekler....<br />
<br />
- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.<br />
Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.<br />
<br />
- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.<br />
"Sana kötülük yapana bile iyilik yap".<br />
Onun için döndü, oturdu.<br />
<br />
- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.<br />
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.<br />
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.<br />
<br />
- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.<br />
Onun için dönüp bakmadı bile..<br />
Tasavvuftaki 4 Kapı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Öğrencilerinden biri Mevlana''ya sormuş;<br />
<br />
"Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"<br />
<br />
- "Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."<br />
<br />
***<br />
<br />
&#8226; Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana''nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.<br />
<br />
&#8226; Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.<br />
<br />
&#8226; Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.<br />
<br />
&#8226; Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.<br />
<br />
<br />
Öğrenci Mevlana''ya dönmüş, olanları anlatmış.<br />
<br />
Mevlana; "İşte sana istediğin örnekler....<br />
<br />
- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.<br />
Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.<br />
<br />
- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.<br />
"Sana kötülük yapana bile iyilik yap".<br />
Onun için döndü, oturdu.<br />
<br />
- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.<br />
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.<br />
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.<br />
<br />
- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.<br />
Onun için dönüp bakmadı bile..<br />
Tasavvuftaki 4 Kapı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[FATİH SULTAN MEHMET 1432 * 1481]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2335</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:38:22 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2335</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Ulu-bat'lı HASAN<br />
<br />
İSTANBUL surları üzerine ilk Türk Sancağını dikerken şehit düşen yiğit askerdir. Bursa'nın Ulu-bat köyünde doğdu. Fatih Sultan Mehmet'in kumandasında Orduyu Hümayûn'a asker <br />
<br />
olarak, İstanbul Muhasarasına katıldı. Büyük taarruz sıra sında İstanbul surları üzerine ilk Türk Sancağını dikerden şehit düştü. Fethin bayraklaşmış bir kahramanı olarak adı <br />
<br />
beşyüz yıldan beri gönüllerde yaşar.    Ulubat'ta    adına dikilmiş bir anıt vardır.<br />
<br />
<br />
İSTANBUL tam 53 günden beri muhasara altındaydı. 23 yaşındaki genç padişah ve dâhi kuman dan II. Mehmet Han, bu süre içinde gösterdiği akıl almaz askerlik mucizeleriyle <br />
<br />
Bizanslıları şaşkına çe virmişti. Koca Bizans İmparatorluğu çatırdıyordu. Son günlerini yaşıyordu. Artık belliydi bu.<br />
<br />
28 mayısı 29 mayısa bağlayan gecenin sabahı na doğru, mehter «gülbanklar» vurmaya koyulmuş ve Bizans surlarının karşısındaki ordugâhta hummalı bir faaliyet başlamıştı. Ulu <br />
<br />
Hakan, hücum emrini ver mişti. O akşamki tarihî nutku bütün askerin kulak larında çınlıyordu:<br />
<br />
«Ey benim paşalarım, ağalarım, beylerim! Bu Şehr-i Konstantiniye çenginde silâh arkadaşlarım, yi ğitlerim? Sizleri buraya, kararlaştırdığım umumî taarruzda şimdiye kadar <br />
<br />
gösterdiğinizden daha bü yük fedakârlık ve cesaret istemek için topladım. Ci handa ün salmış bir şehri zaptedeceksiniz. Şehr-i Konstantiniye'de mahalle mahalle, bu şehri <br />
<br />
zapteden kahramanlar olarak adınız şan ve şerefle anıla caktır...»<br />
<br />
Asker, Peygamberimizin, şüheda için en büyük cennet makamını müjdelediği zafere ve bu zaferin uğrunda şehitlik şerbeti içmeye susamıştı.<br />
<br />
Beyaz atının üzerindeki genç kumandan, kılıcı nı çekmiş, davudi sesiyle âdeta gürlüyordu:<br />
<br />
«&#8212; Evlâtlarım, yiğitlerim, şahbazlarım, yürü yün... Zafer sizindir ..»<br />
<br />
<br />
<br />
FATİH SULTAN MEHMET<br />
<br />
1432 &#8226; 1481<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İSTANBUL'U alarak tarihte Yeniçağ'ı açan Türk hükümdarıdır. Edirne'de doğdu, iyi bir öğrenim gördü. Babası sağken. 15 yaşında, onun isteği üze rine tahta çıktı. Babası 11. <br />
<br />
Murat ölünce 1451'de ikinci defa padişah oldu. İkinci yılında da İstan bul'u fethetti. 2H yıl tahtta kaldı. Bu süre içinde 2 imparatorluk. 14 devlet ve 200 şehir zaptetti. 1481' de gene<br />
<br />
sefere çıkarken Gebze civarında zehirlenerek  öldü.   Türbesi   Fatih   Camii     arkasındadır.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
1432 yılının 30 mart pazar sabahı Sultan II. Murat  Edirne Sarayı'nda sabah namazını kılmış, seccadesinde Kur'an okuyordu. Sûre-i Muhammedi'yi bitirip Fetih Sûresine başlamak<br />
<br />
üzere idi ki bir oğlu nun dünyaya geldiğini müjdelediler. Padişah, Ulu Tanrı'ya şükrettikten sonra «Ravza-i Murad'ta bir gül-i Muhammedi açtı» dedi. Ertesi cuma, törenle çocuğuna <br />
<br />
Mehmet adı verildi.<br />
<br />
Şehzade Mehmet, çocukluğunda son derece ha şarıydı. Ancak Molla Gûrani gibi sert ve hatır gönül dinlemeyen hocaların sayesinde öylesine eğitildi ki, çağının en büyük <br />
<br />
bilginlerinden Arapça, Farsça, Lâ tince, Slavca ve Rumca öğrendi.<br />
<br />
II. Sultan Murat, Macarlarla 1444'te Szegedin barış anlaşmasını imzaladıktan sonra sağlığında oğ lunun saltanatını görmek istemişti. Ancak, on iki ya şında bir çocuğun tahta <br />
<br />
çıkmasını fırsat bilen Macar lar, yemini bozarak bir haçlı ordusu hazırlamışlardı. Bu durum karşısında küçük padişah Manisa'ya çe kilmiş olan babasını şu sözlerle göreve <br />
<br />
çağırmıştı: «Eğer hükümdar iseniz, ordunun başına geçiniz. Eğer ben hükümdar isem, size fermanımdır, geliniz ve ordunun başına geçiniz...»<br />
<br />
<br />
Sultan II. Murat, oğlunun bu daveti üzerine derhal Edirne'ye geldi ve tahtına tekrar otururken ordularının da başına geçti. Türklerle olan yeminini bozan Macar Kralı'nın i<br />
<br />
idaresindeki Haçlı Ordusu'nu, Varna sahrasında ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaşta, 12 yaşındaki Mehmet de babasının yanındaydı. Yaşından hiç umulmayacak bir cesaret ve <br />
<br />
kahramanlık  gösterdi...<br />
<br />
Sultan Murat 1451 yılında hayata gözlerini yumduğu zaman oğlu Mehmet tekrar Osmanlı tahtına oturdu. Bu kez ikinci Kosova zaferiyle daha sağlam-laşmış bir devletin başına <br />
<br />
geçiyordu...<br />
<br />
On dokuz yaşındaki Sultan Mehmet tahta çıkar çıkmaz çocukluğundan beri rüyalarına kadar girmiş olan İstenbul'un fethi hazırlıklarına başladı.<br />
<br />
Geceli gündüzlü bir çalışma sonucu ortaya çı karılan 400 parça gemiden ibaret büyük bir donan ma, dünyanın en büyük toplarını dökecek olan bü yük bir dökümhane ve nihayet <br />
<br />
Boğaziçi'nin Rumeli yakasında «Boğazkesen» adiyle inşâ ettirdiği Rume-lihisarı'ndan  sonra  İstanbul'un   kuşatmasına  girişti...<br />
<br />
<br />
<br />
Gemilerin karadan yürütülmek suretiyle Halic'e in dirilmesi başta olmak üzere birçok strateji dehâsı nın yer aldığı 53 günlük bir muhasara sonunda İstanbul'u fethederek dünya <br />
<br />
tarihinde Ortaçağ'ın ka panıp Yeniçağ'ın açılmasına sebep olurken «Fâtih» nâmını aldı.<br />
<br />
<br />
İstanbul'u fethettiği günden itibaren Bizans halkına hâmilik işini üzerine aldığı gibi halka tam bir vicdan hürriyeti de tanıdı. 29 mayıs 1453 salı günü öğle üzeri Ayasofya'da halka <br />
<br />
hitaben yaptığı konuşmada «Sultan Mehmet olarak söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hayatınız, ne malınız, ne de hürriyetiniz için gazâb-ı şahanemden korkmayınız.» demişti. <br />
<br />
Ve bu sözünü de tuttu.<br />
<br />
Fatih Sultan Mehmet, bundan sonra bütün Av rupa'yı titreten büyük fütuhatına devam etti. Atina Dukalığı, Sırbistan, Mora, Giresun, Samsun, Trabzon, Sinop, Eflâk, Bosna, <br />
<br />
Hersek, Karaman Beyliği, Arna vutluk, Eğriboz, İçem, Akkoyunlu, Kırım, Arnavut luk, İşkodra, Kuban, Anapa, Hersek ve İtalya'da Ot-ranto birbirini takiben Osmanlı hâkimiyeti altına <br />
<br />
girdiler.<br />
<br />
<br />
1481 yılı başında Fatih Sultân Mehmet, yeni ve büyük bir seferin hazırlıklarına girişti. Bu kez hede finin denizden İtalya ve Roma olacağı, bu arada Venedik'in de ortadan <br />
<br />
silineceği anlaşılıyordu.<br />
<br />
25 nisan 1481 günü Ordu-yu Hümayûn'un ba şında yola çıkan Fatih Sultan Mehmet, Üsküdar'a ge çerek ilerlemeye başladı ve bir hafta sonra Gebze civarında konakladı. <br />
<br />
İstanbul'dan yola çıktığı gün den beri sağlık durumu birden bozulmuş ve günden güne de kötüye gitmeye başlamıştı. Aslen Venedik li bir yahudi olan özel hekimi Yâkup Paşa (Asıl <br />
<br />
adı Maestro İacopo), ulu hakanı tedavi etmek bahane siyle hareket gününden itibaren vermeye başladığı zehirin dozunu artırmakta idi. Bu Venediklilerin Fa tih'e on beşinci suikast <br />
<br />
teşebbüsü idi. Bundan önce­ki 14'ü hedefine ulaşamamıştı. Venedikliler bu kez astronomik bir ücret vaadi ile özel doktorunu elde etmişlerdi. Fatih Sultan Mehmet, 3 mayıs 1481 <br />
<br />
günü Gebze'deki Otağ-ı Hümayun'unda kan kusarak öldü. Ancak Yâkup Paşa'nın foyası hemen meydana çık mıştı. Venedik'in kendisine vaat ettiği 250 milyonluk muazzam serveti <br />
<br />
alamadan, Türk askerleri tarafın dan linç edildi.<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Ulu-bat'lı HASAN<br />
<br />
İSTANBUL surları üzerine ilk Türk Sancağını dikerken şehit düşen yiğit askerdir. Bursa'nın Ulu-bat köyünde doğdu. Fatih Sultan Mehmet'in kumandasında Orduyu Hümayûn'a asker <br />
<br />
olarak, İstanbul Muhasarasına katıldı. Büyük taarruz sıra sında İstanbul surları üzerine ilk Türk Sancağını dikerden şehit düştü. Fethin bayraklaşmış bir kahramanı olarak adı <br />
<br />
beşyüz yıldan beri gönüllerde yaşar.    Ulubat'ta    adına dikilmiş bir anıt vardır.<br />
<br />
<br />
İSTANBUL tam 53 günden beri muhasara altındaydı. 23 yaşındaki genç padişah ve dâhi kuman dan II. Mehmet Han, bu süre içinde gösterdiği akıl almaz askerlik mucizeleriyle <br />
<br />
Bizanslıları şaşkına çe virmişti. Koca Bizans İmparatorluğu çatırdıyordu. Son günlerini yaşıyordu. Artık belliydi bu.<br />
<br />
28 mayısı 29 mayısa bağlayan gecenin sabahı na doğru, mehter «gülbanklar» vurmaya koyulmuş ve Bizans surlarının karşısındaki ordugâhta hummalı bir faaliyet başlamıştı. Ulu <br />
<br />
Hakan, hücum emrini ver mişti. O akşamki tarihî nutku bütün askerin kulak larında çınlıyordu:<br />
<br />
«Ey benim paşalarım, ağalarım, beylerim! Bu Şehr-i Konstantiniye çenginde silâh arkadaşlarım, yi ğitlerim? Sizleri buraya, kararlaştırdığım umumî taarruzda şimdiye kadar <br />
<br />
gösterdiğinizden daha bü yük fedakârlık ve cesaret istemek için topladım. Ci handa ün salmış bir şehri zaptedeceksiniz. Şehr-i Konstantiniye'de mahalle mahalle, bu şehri <br />
<br />
zapteden kahramanlar olarak adınız şan ve şerefle anıla caktır...»<br />
<br />
Asker, Peygamberimizin, şüheda için en büyük cennet makamını müjdelediği zafere ve bu zaferin uğrunda şehitlik şerbeti içmeye susamıştı.<br />
<br />
Beyaz atının üzerindeki genç kumandan, kılıcı nı çekmiş, davudi sesiyle âdeta gürlüyordu:<br />
<br />
«&#8212; Evlâtlarım, yiğitlerim, şahbazlarım, yürü yün... Zafer sizindir ..»<br />
<br />
<br />
<br />
FATİH SULTAN MEHMET<br />
<br />
1432 &#8226; 1481<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İSTANBUL'U alarak tarihte Yeniçağ'ı açan Türk hükümdarıdır. Edirne'de doğdu, iyi bir öğrenim gördü. Babası sağken. 15 yaşında, onun isteği üze rine tahta çıktı. Babası 11. <br />
<br />
Murat ölünce 1451'de ikinci defa padişah oldu. İkinci yılında da İstan bul'u fethetti. 2H yıl tahtta kaldı. Bu süre içinde 2 imparatorluk. 14 devlet ve 200 şehir zaptetti. 1481' de gene<br />
<br />
sefere çıkarken Gebze civarında zehirlenerek  öldü.   Türbesi   Fatih   Camii     arkasındadır.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
1432 yılının 30 mart pazar sabahı Sultan II. Murat  Edirne Sarayı'nda sabah namazını kılmış, seccadesinde Kur'an okuyordu. Sûre-i Muhammedi'yi bitirip Fetih Sûresine başlamak<br />
<br />
üzere idi ki bir oğlu nun dünyaya geldiğini müjdelediler. Padişah, Ulu Tanrı'ya şükrettikten sonra «Ravza-i Murad'ta bir gül-i Muhammedi açtı» dedi. Ertesi cuma, törenle çocuğuna <br />
<br />
Mehmet adı verildi.<br />
<br />
Şehzade Mehmet, çocukluğunda son derece ha şarıydı. Ancak Molla Gûrani gibi sert ve hatır gönül dinlemeyen hocaların sayesinde öylesine eğitildi ki, çağının en büyük <br />
<br />
bilginlerinden Arapça, Farsça, Lâ tince, Slavca ve Rumca öğrendi.<br />
<br />
II. Sultan Murat, Macarlarla 1444'te Szegedin barış anlaşmasını imzaladıktan sonra sağlığında oğ lunun saltanatını görmek istemişti. Ancak, on iki ya şında bir çocuğun tahta <br />
<br />
çıkmasını fırsat bilen Macar lar, yemini bozarak bir haçlı ordusu hazırlamışlardı. Bu durum karşısında küçük padişah Manisa'ya çe kilmiş olan babasını şu sözlerle göreve <br />
<br />
çağırmıştı: «Eğer hükümdar iseniz, ordunun başına geçiniz. Eğer ben hükümdar isem, size fermanımdır, geliniz ve ordunun başına geçiniz...»<br />
<br />
<br />
Sultan II. Murat, oğlunun bu daveti üzerine derhal Edirne'ye geldi ve tahtına tekrar otururken ordularının da başına geçti. Türklerle olan yeminini bozan Macar Kralı'nın i<br />
<br />
idaresindeki Haçlı Ordusu'nu, Varna sahrasında ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaşta, 12 yaşındaki Mehmet de babasının yanındaydı. Yaşından hiç umulmayacak bir cesaret ve <br />
<br />
kahramanlık  gösterdi...<br />
<br />
Sultan Murat 1451 yılında hayata gözlerini yumduğu zaman oğlu Mehmet tekrar Osmanlı tahtına oturdu. Bu kez ikinci Kosova zaferiyle daha sağlam-laşmış bir devletin başına <br />
<br />
geçiyordu...<br />
<br />
On dokuz yaşındaki Sultan Mehmet tahta çıkar çıkmaz çocukluğundan beri rüyalarına kadar girmiş olan İstenbul'un fethi hazırlıklarına başladı.<br />
<br />
Geceli gündüzlü bir çalışma sonucu ortaya çı karılan 400 parça gemiden ibaret büyük bir donan ma, dünyanın en büyük toplarını dökecek olan bü yük bir dökümhane ve nihayet <br />
<br />
Boğaziçi'nin Rumeli yakasında «Boğazkesen» adiyle inşâ ettirdiği Rume-lihisarı'ndan  sonra  İstanbul'un   kuşatmasına  girişti...<br />
<br />
<br />
<br />
Gemilerin karadan yürütülmek suretiyle Halic'e in dirilmesi başta olmak üzere birçok strateji dehâsı nın yer aldığı 53 günlük bir muhasara sonunda İstanbul'u fethederek dünya <br />
<br />
tarihinde Ortaçağ'ın ka panıp Yeniçağ'ın açılmasına sebep olurken «Fâtih» nâmını aldı.<br />
<br />
<br />
İstanbul'u fethettiği günden itibaren Bizans halkına hâmilik işini üzerine aldığı gibi halka tam bir vicdan hürriyeti de tanıdı. 29 mayıs 1453 salı günü öğle üzeri Ayasofya'da halka <br />
<br />
hitaben yaptığı konuşmada «Sultan Mehmet olarak söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hayatınız, ne malınız, ne de hürriyetiniz için gazâb-ı şahanemden korkmayınız.» demişti. <br />
<br />
Ve bu sözünü de tuttu.<br />
<br />
Fatih Sultan Mehmet, bundan sonra bütün Av rupa'yı titreten büyük fütuhatına devam etti. Atina Dukalığı, Sırbistan, Mora, Giresun, Samsun, Trabzon, Sinop, Eflâk, Bosna, <br />
<br />
Hersek, Karaman Beyliği, Arna vutluk, Eğriboz, İçem, Akkoyunlu, Kırım, Arnavut luk, İşkodra, Kuban, Anapa, Hersek ve İtalya'da Ot-ranto birbirini takiben Osmanlı hâkimiyeti altına <br />
<br />
girdiler.<br />
<br />
<br />
1481 yılı başında Fatih Sultân Mehmet, yeni ve büyük bir seferin hazırlıklarına girişti. Bu kez hede finin denizden İtalya ve Roma olacağı, bu arada Venedik'in de ortadan <br />
<br />
silineceği anlaşılıyordu.<br />
<br />
25 nisan 1481 günü Ordu-yu Hümayûn'un ba şında yola çıkan Fatih Sultan Mehmet, Üsküdar'a ge çerek ilerlemeye başladı ve bir hafta sonra Gebze civarında konakladı. <br />
<br />
İstanbul'dan yola çıktığı gün den beri sağlık durumu birden bozulmuş ve günden güne de kötüye gitmeye başlamıştı. Aslen Venedik li bir yahudi olan özel hekimi Yâkup Paşa (Asıl <br />
<br />
adı Maestro İacopo), ulu hakanı tedavi etmek bahane siyle hareket gününden itibaren vermeye başladığı zehirin dozunu artırmakta idi. Bu Venediklilerin Fa tih'e on beşinci suikast <br />
<br />
teşebbüsü idi. Bundan önce­ki 14'ü hedefine ulaşamamıştı. Venedikliler bu kez astronomik bir ücret vaadi ile özel doktorunu elde etmişlerdi. Fatih Sultan Mehmet, 3 mayıs 1481 <br />
<br />
günü Gebze'deki Otağ-ı Hümayun'unda kan kusarak öldü. Ancak Yâkup Paşa'nın foyası hemen meydana çık mıştı. Venedik'in kendisine vaat ettiği 250 milyonluk muazzam serveti <br />
<br />
alamadan, Türk askerleri tarafın dan linç edildi.<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[08 mart dünya kadınlar günü kutlu olsun]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2334</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 13:41:36 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2334</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ßıyıkLı Arda]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2333</link>
			<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 16:01:18 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2333</guid>
			<description><![CDATA[e010.gife010.gife010.gife010.gife010.gife010.gife010.gife010.gif<br />
<br />
<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[e010.gife010.gife010.gife010.gife010.gife010.gife010.gife010.gif<br />
<br />
<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kayser Kızın Hidayeti..]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2332</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 22:00:31 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2332</guid>
			<description><![CDATA[İbrahim Havas Hazretleri,gönül dünyamızı aydınlatan altın silsilenin önemli bir halkasıdır. Hazret,bir sene hacca gitmek niyetiyle yola çıkar. Yol boyunca kulağına "İbrahim Havas" diye gaipten<br />
bir kadın sesi gelir ve gayri ihtiyari olarak Mekke tarafına değil de İstanbul'a doğru gider. Şehre girer ve orada kapısının önünde insanların toplandığı yüksek bir köşk görür. Daha sonra oradakilerden Rum Kayseri'nin kızının delirmiş olduğunu ve çaresi için doktorlarını topladığını öğrenir.<br />
Aslında,Kayser'in kızı bir vesileyle Barnaba İncil'ini okumuş ve orada Efendimiz'le alakalı hakikatleri öğrenerek ihtida etmiş;papazlar ise "ruhuna şeytan girdi ve delirdi" gibi düşüncelerle onun yakılmasına karar vermişlerdir.<br />
İbrahim Havas Hazretleri,"Ben prensesi tedavi edebilirim" diyerek onun yanına yaklaşır ve daha sonra aralarında şöyle bir konuşma geçer:<br />
-Ey İbrahim Havas! hoş geldiniz!<br />
-(İbrahim Havas Hazretleri,hayret dolu ifadelerle) Beni nereden tanıyorsunuz?<br />
-Canımı,canana teslim etmek istedim ve Hak Teala'dan sevdiği bir kulunu yanıma göndermesini niyaz ettim. "Üzülme,yarın sana İbrahim Havas dostum gönderilir" buyuruldu.<br />
-Hastalığınız nedir?<br />
-Gerçeği buldum ve ihtida ettim. Bu sebeple halime delilik,bana da deli dediler.<br />
-Bizim diyara gelmek ister misiniz?<br />
-Sizin diyar neresidir?<br />
-Mekke,Medine ve Kabe gibi mukaddes beldeler<br />
-Sağ tarafına bak!<br />
Sağ tarafına bakan İbrahim Havvas Hazretleri,bir düzlükte Mekke,Medine ve Beytü'l-makdisi karşısında görür. Az sonra prenses,"Vakit yaklaştı,istek ve arzu haddi aştı" deyip,kelime-i şehadet getirerek ruhunu Rahman'a teslim eder.<br />
Kayser'in kızı,bütün debdebe ve ihtişamın yaşandığı bir saray ikliminde yetişmiştir. Onun bunları elinin tersiyle itip terk etmesi,kanatlanıp uçmasına yetmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İbrahim Havas Hazretleri,gönül dünyamızı aydınlatan altın silsilenin önemli bir halkasıdır. Hazret,bir sene hacca gitmek niyetiyle yola çıkar. Yol boyunca kulağına "İbrahim Havas" diye gaipten<br />
bir kadın sesi gelir ve gayri ihtiyari olarak Mekke tarafına değil de İstanbul'a doğru gider. Şehre girer ve orada kapısının önünde insanların toplandığı yüksek bir köşk görür. Daha sonra oradakilerden Rum Kayseri'nin kızının delirmiş olduğunu ve çaresi için doktorlarını topladığını öğrenir.<br />
Aslında,Kayser'in kızı bir vesileyle Barnaba İncil'ini okumuş ve orada Efendimiz'le alakalı hakikatleri öğrenerek ihtida etmiş;papazlar ise "ruhuna şeytan girdi ve delirdi" gibi düşüncelerle onun yakılmasına karar vermişlerdir.<br />
İbrahim Havas Hazretleri,"Ben prensesi tedavi edebilirim" diyerek onun yanına yaklaşır ve daha sonra aralarında şöyle bir konuşma geçer:<br />
-Ey İbrahim Havas! hoş geldiniz!<br />
-(İbrahim Havas Hazretleri,hayret dolu ifadelerle) Beni nereden tanıyorsunuz?<br />
-Canımı,canana teslim etmek istedim ve Hak Teala'dan sevdiği bir kulunu yanıma göndermesini niyaz ettim. "Üzülme,yarın sana İbrahim Havas dostum gönderilir" buyuruldu.<br />
-Hastalığınız nedir?<br />
-Gerçeği buldum ve ihtida ettim. Bu sebeple halime delilik,bana da deli dediler.<br />
-Bizim diyara gelmek ister misiniz?<br />
-Sizin diyar neresidir?<br />
-Mekke,Medine ve Kabe gibi mukaddes beldeler<br />
-Sağ tarafına bak!<br />
Sağ tarafına bakan İbrahim Havvas Hazretleri,bir düzlükte Mekke,Medine ve Beytü'l-makdisi karşısında görür. Az sonra prenses,"Vakit yaklaştı,istek ve arzu haddi aştı" deyip,kelime-i şehadet getirerek ruhunu Rahman'a teslim eder.<br />
Kayser'in kızı,bütün debdebe ve ihtişamın yaşandığı bir saray ikliminde yetişmiştir. Onun bunları elinin tersiyle itip terk etmesi,kanatlanıp uçmasına yetmiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[aşk felsefesi....(sırkopat'ın isteği)]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2331</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 21:18:25 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2331</guid>
			<description><![CDATA[Aşk ancak hissettiğinde anlayabileceğin konuşabileceğin ve üzerinde düşünebileceğin bir olgudur.<br />
Bazen birbirine bakan bir çift görürsün ve gözlerinde ışık sana aşk varmış dedirtir. İçini bir umut ve sıcaklık kaplasa da o anda o gözlerden biri sana ait değilse yinede aşk değildir hissettiğin. Bir umuttur aşka dair. Filmlerde ekranlarda dayatılan aşk hikâyeleri sadece kurgudur. Gerçeğin yakınından bile geçmez. Sadece insanların aşk masallarına inanmaları için kurgulanmış birer senaryodur onlarda umuda dair.<br />
İzleyenler yaşmak yerine umut etmeye başlarlar mükemmel aşkı. Ama mükemmel aşk diye bir şey yoktur. Aşk vardır sadece. İyi, kötü, güzel, çirkin, tutkulu, şehvetli, öfkeli, bazen nefret dolu&#8230; belki de tüm duyguların en fırtınalısı&#8230; ama asla sakin değil.<br />
Aşık olacak kadar cesursan kendi aşk felsefeni yaparsın yinede diğer fırtınaları bilemezsin.<br />
Bu yüzdendir ki aşkın felsefesi tartışılabilir. Her insan kendinden yola çıkarak bir çıkarsamada bulunur. Ve o yüzdendir ki aşk üzerine bunca söz söylenmiştir. Üzerine şarkılar şiirler yazılmış, filmler çekilmiş. Herkesin bahsedip çok az kişinin yaşayabildiğini bir duygu olarak evreni sonuna kadar üzerinde konuşulacak bir olgu aşk.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Aşk ancak hissettiğinde anlayabileceğin konuşabileceğin ve üzerinde düşünebileceğin bir olgudur.<br />
Bazen birbirine bakan bir çift görürsün ve gözlerinde ışık sana aşk varmış dedirtir. İçini bir umut ve sıcaklık kaplasa da o anda o gözlerden biri sana ait değilse yinede aşk değildir hissettiğin. Bir umuttur aşka dair. Filmlerde ekranlarda dayatılan aşk hikâyeleri sadece kurgudur. Gerçeğin yakınından bile geçmez. Sadece insanların aşk masallarına inanmaları için kurgulanmış birer senaryodur onlarda umuda dair.<br />
İzleyenler yaşmak yerine umut etmeye başlarlar mükemmel aşkı. Ama mükemmel aşk diye bir şey yoktur. Aşk vardır sadece. İyi, kötü, güzel, çirkin, tutkulu, şehvetli, öfkeli, bazen nefret dolu&#8230; belki de tüm duyguların en fırtınalısı&#8230; ama asla sakin değil.<br />
Aşık olacak kadar cesursan kendi aşk felsefeni yaparsın yinede diğer fırtınaları bilemezsin.<br />
Bu yüzdendir ki aşkın felsefesi tartışılabilir. Her insan kendinden yola çıkarak bir çıkarsamada bulunur. Ve o yüzdendir ki aşk üzerine bunca söz söylenmiştir. Üzerine şarkılar şiirler yazılmış, filmler çekilmiş. Herkesin bahsedip çok az kişinin yaşayabildiğini bir duygu olarak evreni sonuna kadar üzerinde konuşulacak bir olgu aşk.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kahramanmaraş- Göksun yoluna yapılacak tünelle 67 Kilometreye düşecek]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2330</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 20:58:38 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2330</guid>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş- Göksun yolu ile ilgili son günlerde önemli gelişmeler yaşanıyor. Bir süredir gündemde olan yeni yol yapımı ve açılacak olan tünelle ilgili Kahramanmaraş milletvekili Nevzat Pakdil önemli açıklamalarda bulundu.<br />
TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, Kahramanmaraş karayolu için yeni güzergah belirlendiğini ifade ederek, 1630 rakımlı Püren Geçidi'nin Kurucaova ile Aslanbey Köyleri arasında açılacak 2.4 kilometrelik tünel ile geçileceğini, bu sayede yolun 67 kilometreye düşeceğini söyledi. Pakdil, “Tüm Kahramanmaraş Milletvekili arkadaşlarımız ile yaptığımız çalışma sonucunda bu hizmeti alıyoruz” dedi.<br />
Nevzat Pakdil, Göksun-Kahramanmaraş yolu güzergâhının değişeceğini belirterek, yapılan çalışmaların sonuçlanmak üzere olduğunu söyledi.<br />
Yeni yol güzergâhının ulaşıma açılmasının ardından, Göksun ile Kahramanmaraş arasının 67 kilometreye düşeceğini belirten Pakdil, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün çalışmaların sonuna geldiğini ifade etti.<br />
 <br />
Ulaşıma elverişsiz yapısı dolayısıyla birçok kazaya sebep olan ve kış aylarında kapanması nedeniyle zor anlar yaşatan yol bu olumsuzluklarının yanı sıra Göksun'un Kahramanmaraş ve diğer güney illeriyle olan bağlantısı ve ilçenin gelişimi açısından büyük önem taşıyor.<br />
 <br />
İnşası öngörülen tünelle yaklaşık 30 km kısalacak olan yol ortalama 40 dakikada kat edilebilecek.<br />
Göksun'un yaz aylarındaki serin havası göz önünde bulundurulduğunda nispeten sıcak olan bölgelerle ulaşımın kolaylaşması ve yayla turizminde önemli bir artışın yaşanması bekleniyor. Uzun vadede ise ticaret ve sanayiye olumlu yansımaların olacağı düşünülüyor.<br />
İhalesi tamamlanan ve yaklaşık 20 Milyon Dolara mal olacak yolun açılacak olan tünelin zorluk derecesi de göz önüne alındığında ne kadar sürede tamamlanacağı merak konusu oldu.(Goksunluyum.com)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kahramanmaraş- Göksun yolu ile ilgili son günlerde önemli gelişmeler yaşanıyor. Bir süredir gündemde olan yeni yol yapımı ve açılacak olan tünelle ilgili Kahramanmaraş milletvekili Nevzat Pakdil önemli açıklamalarda bulundu.<br />
TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, Kahramanmaraş karayolu için yeni güzergah belirlendiğini ifade ederek, 1630 rakımlı Püren Geçidi'nin Kurucaova ile Aslanbey Köyleri arasında açılacak 2.4 kilometrelik tünel ile geçileceğini, bu sayede yolun 67 kilometreye düşeceğini söyledi. Pakdil, “Tüm Kahramanmaraş Milletvekili arkadaşlarımız ile yaptığımız çalışma sonucunda bu hizmeti alıyoruz” dedi.<br />
Nevzat Pakdil, Göksun-Kahramanmaraş yolu güzergâhının değişeceğini belirterek, yapılan çalışmaların sonuçlanmak üzere olduğunu söyledi.<br />
Yeni yol güzergâhının ulaşıma açılmasının ardından, Göksun ile Kahramanmaraş arasının 67 kilometreye düşeceğini belirten Pakdil, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün çalışmaların sonuna geldiğini ifade etti.<br />
 <br />
Ulaşıma elverişsiz yapısı dolayısıyla birçok kazaya sebep olan ve kış aylarında kapanması nedeniyle zor anlar yaşatan yol bu olumsuzluklarının yanı sıra Göksun'un Kahramanmaraş ve diğer güney illeriyle olan bağlantısı ve ilçenin gelişimi açısından büyük önem taşıyor.<br />
 <br />
İnşası öngörülen tünelle yaklaşık 30 km kısalacak olan yol ortalama 40 dakikada kat edilebilecek.<br />
Göksun'un yaz aylarındaki serin havası göz önünde bulundurulduğunda nispeten sıcak olan bölgelerle ulaşımın kolaylaşması ve yayla turizminde önemli bir artışın yaşanması bekleniyor. Uzun vadede ise ticaret ve sanayiye olumlu yansımaların olacağı düşünülüyor.<br />
İhalesi tamamlanan ve yaklaşık 20 Milyon Dolara mal olacak yolun açılacak olan tünelin zorluk derecesi de göz önüne alındığında ne kadar sürede tamamlanacağı merak konusu oldu.(Goksunluyum.com)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Adını az duyduğumuz meslekler]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2329</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 20:08:13 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2329</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye İş Kurumu&#8217;nun web sitesinde yayınlanan sözlükte, 2 bin 70 mesleğin tanımı yapılıyor, meslek mensuplarının yürüttüğü faaliyetlere ilişkin özet bilgi veriliyor. Sözlükte yer alan ilginç mesleklerden bazıları şunlar:<br />
<br />
Makastar: Kendi başına ve belirli bir süre içerisinde, konfeksiyon ürünleri imalatında kumaş ve yardımcı malzemeyi kalıba göre ve çok katlı olarak kesme.<br />
<br />
Debağ: Yaş deri ve pöstekileri bir eriyik içinde işleyerek deri haline getiren kişi.<br />
<br />
Filizlemeci: Maltlı ve imbikten çekilecek içki imaline hazırlıklı olmak üzere arpa ve diğer hububatı filizlendiren kişi.<br />
<br />
Pürmüzcü : Metali oksiasetilen veya diğer gaz aleviyle çeşitli şekillerde kesen bir makineyi çalıştıran kişi.<br />
<br />
Remayözcü: Remayöz makinesini kullanarak, dikime hazırlanmış örgü ürünlerin yaka, bant, pat, cep, yan dikiş ve lastik dikim işlemlerini, kendi başına ve belirli bir sürede yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi.<br />
<br />
Derikmen: Derikmen (Petrol), kule montajı, kulenin kontrol ve bakımı, sondaj manevrası ve kuyu başı düzeneği hazırlama işlemlerini, kendi başına ve belirli bir süre içerisinde yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi.<br />
<br />
Sır İşçisi: Sır yapmak üzere boraks, kurşun, kum ve kireç gibi maddeleri karıştırıp öğütmek üzere bir kitle haline getirip yeni baştan öğüten kişi.<br />
<br />
Kültürcü (süthane/mandıra): Tereyağı, krema, peynir ve diğer maddelerin imalinde kullanılacak ana kültürü yaparak bundan bakteri kültürü çıkaran kişi.<br />
<br />
Enstrümancı: Proses veya akış tipi üretim yapan tesislerde, ölçme ve kontrol cihazlarının arıza tespiti, onarımı, periyodik bakımı ve yenilenmesine ilişkin işlemleri, kendi başına ve belirli bir süre içerisinde yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi.<br />
<br />
Sperm işçisi: Verimli sığır ve at ırkı yetiştirmek için iyi cins boğa ve aygırlardan sperm almada ön hazırlıkları yaparak spermi alan kişi.<br />
<br />
Kırkıcı: Kırkım zamanı koyunların yünlerini kırkım makinesiyle kırkan kişi.<br />
<br />
Şiropraktör: İnsan vücudundaki kemik ve kaslarda oluşan bozuklukları elle veya aygıt kullanarak tedavi eden kişi.<br />
<br />
Ebis kontrolörü: Uçuş personelinin uçuş sırasındaki ve yerdeki çalışma durumlarına ilişkin kayıtları tutan kişi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye İş Kurumu&#8217;nun web sitesinde yayınlanan sözlükte, 2 bin 70 mesleğin tanımı yapılıyor, meslek mensuplarının yürüttüğü faaliyetlere ilişkin özet bilgi veriliyor. Sözlükte yer alan ilginç mesleklerden bazıları şunlar:<br />
<br />
Makastar: Kendi başına ve belirli bir süre içerisinde, konfeksiyon ürünleri imalatında kumaş ve yardımcı malzemeyi kalıba göre ve çok katlı olarak kesme.<br />
<br />
Debağ: Yaş deri ve pöstekileri bir eriyik içinde işleyerek deri haline getiren kişi.<br />
<br />
Filizlemeci: Maltlı ve imbikten çekilecek içki imaline hazırlıklı olmak üzere arpa ve diğer hububatı filizlendiren kişi.<br />
<br />
Pürmüzcü : Metali oksiasetilen veya diğer gaz aleviyle çeşitli şekillerde kesen bir makineyi çalıştıran kişi.<br />
<br />
Remayözcü: Remayöz makinesini kullanarak, dikime hazırlanmış örgü ürünlerin yaka, bant, pat, cep, yan dikiş ve lastik dikim işlemlerini, kendi başına ve belirli bir sürede yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi.<br />
<br />
Derikmen: Derikmen (Petrol), kule montajı, kulenin kontrol ve bakımı, sondaj manevrası ve kuyu başı düzeneği hazırlama işlemlerini, kendi başına ve belirli bir süre içerisinde yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi.<br />
<br />
Sır İşçisi: Sır yapmak üzere boraks, kurşun, kum ve kireç gibi maddeleri karıştırıp öğütmek üzere bir kitle haline getirip yeni baştan öğüten kişi.<br />
<br />
Kültürcü (süthane/mandıra): Tereyağı, krema, peynir ve diğer maddelerin imalinde kullanılacak ana kültürü yaparak bundan bakteri kültürü çıkaran kişi.<br />
<br />
Enstrümancı: Proses veya akış tipi üretim yapan tesislerde, ölçme ve kontrol cihazlarının arıza tespiti, onarımı, periyodik bakımı ve yenilenmesine ilişkin işlemleri, kendi başına ve belirli bir süre içerisinde yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi.<br />
<br />
Sperm işçisi: Verimli sığır ve at ırkı yetiştirmek için iyi cins boğa ve aygırlardan sperm almada ön hazırlıkları yaparak spermi alan kişi.<br />
<br />
Kırkıcı: Kırkım zamanı koyunların yünlerini kırkım makinesiyle kırkan kişi.<br />
<br />
Şiropraktör: İnsan vücudundaki kemik ve kaslarda oluşan bozuklukları elle veya aygıt kullanarak tedavi eden kişi.<br />
<br />
Ebis kontrolörü: Uçuş personelinin uçuş sırasındaki ve yerdeki çalışma durumlarına ilişkin kayıtları tutan kişi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bitkisel Sabunlar ve Faydaları]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2328</link>
			<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 23:15:20 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2328</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Kişisel temizlik ve hijyen maddelerinin en başında gelen sabunlar,artık temizliğin yanı sıra sağlığımız ve güzelliğimiz içinde doğal olarak fayda sağlıyor.<br />
Bitkilerden yapılan doğal sabunlar bir çok cilt sorununu gidermeye yardımcı oluyor.<br />
<br />
Yosun Sabunu<br />
Yosun sabunu deriye ferahlık vererek cildin dinlenmesini sağlar. İçerisindeki yoğun vitamin ve minerallerle ölü deriyi atarak cilde parlaklık kazandırır ve cildin yaşlanmasını önler.<br />
<br />
Zeytin Sabunu<br />
Saf zeytinyağından oluşan zeytin sabunu saç ve cilt bakımı için harika bir besleyicidir. Kuru ciltler için çok yararlıdır.Cilde yumuşaklık kazandırır ve sivilce oluşumunu önler.Saçlardaki kepeklenmeyi önleyerek tekrar oluşmasını giderir.Saç dökülmelerini de önleyerek sağlıklı ve yumuşak saçlara sahip olmanızı sağlar.<br />
<br />
Lavanta Sabunu<br />
Her cilt tipi için uygundur.Özellikle akneli ciltler için etkilidir.İltihapları önleyici ve hücre yenileyicidir.Ferahlatıcı kokusu sayesinde sinirliliğin azalmasına da katkıda bulunur.<br />
<br />
Kil Sabunu<br />
Doğal bir peeling etkisine sahiptir.Ölü deriyi temizleyerek cildi canlandırır.Cildi besler ve sıkılaştırır.Ciltteki kahverengi lekeleri azaltarak siyah noktaların giderilmesini sağlar.<br />
<br />
Tarçın Sabunu<br />
Antiseptik özelliğe sahiptir.Ciltteki pürüzleri hafifleterek cilde tazelik kazandırır.<br />
Mis gibi kokusu sayesinde sakinleştirici ve afrodizyak etkisi vardır.Her cilt tipi için uygundur.Yara ve çatlakların kapanmasında etkisi fazladır.<br />
<br />
Portakal Sabunu<br />
Selülitli bölgelerde etkilidir.Masajla birlikte uygulandığında selülitin azalmasına yardımcı olur.Tonik olarak kullanılır.Cilde rahatlık ve canlılık verir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Kişisel temizlik ve hijyen maddelerinin en başında gelen sabunlar,artık temizliğin yanı sıra sağlığımız ve güzelliğimiz içinde doğal olarak fayda sağlıyor.<br />
Bitkilerden yapılan doğal sabunlar bir çok cilt sorununu gidermeye yardımcı oluyor.<br />
<br />
Yosun Sabunu<br />
Yosun sabunu deriye ferahlık vererek cildin dinlenmesini sağlar. İçerisindeki yoğun vitamin ve minerallerle ölü deriyi atarak cilde parlaklık kazandırır ve cildin yaşlanmasını önler.<br />
<br />
Zeytin Sabunu<br />
Saf zeytinyağından oluşan zeytin sabunu saç ve cilt bakımı için harika bir besleyicidir. Kuru ciltler için çok yararlıdır.Cilde yumuşaklık kazandırır ve sivilce oluşumunu önler.Saçlardaki kepeklenmeyi önleyerek tekrar oluşmasını giderir.Saç dökülmelerini de önleyerek sağlıklı ve yumuşak saçlara sahip olmanızı sağlar.<br />
<br />
Lavanta Sabunu<br />
Her cilt tipi için uygundur.Özellikle akneli ciltler için etkilidir.İltihapları önleyici ve hücre yenileyicidir.Ferahlatıcı kokusu sayesinde sinirliliğin azalmasına da katkıda bulunur.<br />
<br />
Kil Sabunu<br />
Doğal bir peeling etkisine sahiptir.Ölü deriyi temizleyerek cildi canlandırır.Cildi besler ve sıkılaştırır.Ciltteki kahverengi lekeleri azaltarak siyah noktaların giderilmesini sağlar.<br />
<br />
Tarçın Sabunu<br />
Antiseptik özelliğe sahiptir.Ciltteki pürüzleri hafifleterek cilde tazelik kazandırır.<br />
Mis gibi kokusu sayesinde sakinleştirici ve afrodizyak etkisi vardır.Her cilt tipi için uygundur.Yara ve çatlakların kapanmasında etkisi fazladır.<br />
<br />
Portakal Sabunu<br />
Selülitli bölgelerde etkilidir.Masajla birlikte uygulandığında selülitin azalmasına yardımcı olur.Tonik olarak kullanılır.Cilde rahatlık ve canlılık verir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[PERDE PİLAVI]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2327</link>
			<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 23:12:48 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2327</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
PERDE PİLAVININ MALZEMELERİ<br />
<br />
Yarım kilo pirinç<br />
<br />
2 adet haşlanmış tavuk göğüsü<br />
<br />
20 gr kadar kuş üzümü<br />
<br />
100 gr badem<br />
<br />
50 gr dolmalık fıstık<br />
<br />
1 çorba kaşığı tereyağ<br />
<br />
tuz, karabiber<br />
<br />
<br />
HAMURU İÇİN<br />
<br />
2 yemek kaşığı yoğurt<br />
<br />
1 yumurta<br />
<br />
50 gr oda sıcaklığında margarin<br />
<br />
1 fincan zeytinyağ<br />
<br />
kabartma tozu<br />
<br />
tuz, un<br />
<br />
<br />
PERDE PİLAVININ HAZIRLANMASI<br />
<br />
Hamuru için olan bütün malzemeleri karıştırıp kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde ediyoruz. Hamurumuzdan bir büyük bir de küçük bir parça ayırıp bölüyoruz. Büyük olan parçayı olabildiğince ince açıp pilavımızı tümden kaplayacak şekilde kalıba göre ayarlıyoruz.. Küçük olan hamur parçamızıda açıp pilavımızın altını kapatmak için kullanıyoruz.<br />
<br />
Pilavımızın yapımı ise tereyağı pilav tenceresine alıyoruz,fıstığımızı ve bademlerimizi kızarana kadar pişiriyoruz daha sonra yarım saat öncesinden ılık suda yıkanmış ve bekletilmiş pirinçlerimizi döküyoruz ve güzelce kavurup kaynar suyunuda döküp pişmeye bırakıyoruz..<br />
<br />
Pilavımız piştikten sonra tuzunu ve karabiberini ,haşlanmış, küçük parçalara ayrılmış tavuk göğüsünü ve kuş üzümümüzü ekleyip karıştırıyoruz.<br />
<br />
Ben perde pilavı yapmak için kelepçeli pasta kalıbını kullandım .Kalıbı katı yağ ile yağladıktan sonra alt kısmına bademleri dizdim ve açmış olduğum hamuru yerleştirdim. İçinede yapmış olduğum pilavı döktüm, üzerinide küçük parça olan hamurla güzelce kapattım. Önceden ısıtılmış 200 derecedeki fırına verdim ve kızarana kadar pişirdim.<br />
<br />
Not:Bademlerimizi 1 gün önceden suda bekletelim ve kabuklarını soyupta kullanalım.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
PERDE PİLAVININ MALZEMELERİ<br />
<br />
Yarım kilo pirinç<br />
<br />
2 adet haşlanmış tavuk göğüsü<br />
<br />
20 gr kadar kuş üzümü<br />
<br />
100 gr badem<br />
<br />
50 gr dolmalık fıstık<br />
<br />
1 çorba kaşığı tereyağ<br />
<br />
tuz, karabiber<br />
<br />
<br />
HAMURU İÇİN<br />
<br />
2 yemek kaşığı yoğurt<br />
<br />
1 yumurta<br />
<br />
50 gr oda sıcaklığında margarin<br />
<br />
1 fincan zeytinyağ<br />
<br />
kabartma tozu<br />
<br />
tuz, un<br />
<br />
<br />
PERDE PİLAVININ HAZIRLANMASI<br />
<br />
Hamuru için olan bütün malzemeleri karıştırıp kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde ediyoruz. Hamurumuzdan bir büyük bir de küçük bir parça ayırıp bölüyoruz. Büyük olan parçayı olabildiğince ince açıp pilavımızı tümden kaplayacak şekilde kalıba göre ayarlıyoruz.. Küçük olan hamur parçamızıda açıp pilavımızın altını kapatmak için kullanıyoruz.<br />
<br />
Pilavımızın yapımı ise tereyağı pilav tenceresine alıyoruz,fıstığımızı ve bademlerimizi kızarana kadar pişiriyoruz daha sonra yarım saat öncesinden ılık suda yıkanmış ve bekletilmiş pirinçlerimizi döküyoruz ve güzelce kavurup kaynar suyunuda döküp pişmeye bırakıyoruz..<br />
<br />
Pilavımız piştikten sonra tuzunu ve karabiberini ,haşlanmış, küçük parçalara ayrılmış tavuk göğüsünü ve kuş üzümümüzü ekleyip karıştırıyoruz.<br />
<br />
Ben perde pilavı yapmak için kelepçeli pasta kalıbını kullandım .Kalıbı katı yağ ile yağladıktan sonra alt kısmına bademleri dizdim ve açmış olduğum hamuru yerleştirdim. İçinede yapmış olduğum pilavı döktüm, üzerinide küçük parça olan hamurla güzelce kapattım. Önceden ısıtılmış 200 derecedeki fırına verdim ve kızarana kadar pişirdim.<br />
<br />
Not:Bademlerimizi 1 gün önceden suda bekletelim ve kabuklarını soyupta kullanalım.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Işıktan Tablolar]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2326</link>
			<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 23:09:09 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2326</guid>
			<description><![CDATA[Bir grup fotoğraf sanatçısı Bisiklet lambasi, LED ampülü ya da flaş gibi gündelik ışık kaynakları kullanarak sıradan fotoğrafları rengarenk boyuyor. Yaptıkları işe de 'Işık Sanatı' adını veriyorlar...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir grup fotoğraf sanatçısı Bisiklet lambasi, LED ampülü ya da flaş gibi gündelik ışık kaynakları kullanarak sıradan fotoğrafları rengarenk boyuyor. Yaptıkları işe de 'Işık Sanatı' adını veriyorlar...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AVRUPA ŞAMPİYONASI VE TÜRK FUTBOLU]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2325</link>
			<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 15:42:22 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2325</guid>
			<description><![CDATA[Dünya Kupasının gölgesinde kalıyor olsa da Avrupa Şampiyonası dev bir oyun sahnesidir.Ve bu oyun sahnelendiği ülkeye her açıdan artı bir değer katmaktadır.Bundan dolayıdır ki oyunun sahnesini kusursuz şekilde dağıtmalıyız ki oyunun sonunda en fazla Oscar'ı biz alalım...Organizasyon için belirlenen şehirler hemen tadilat çalışmalarına başlayacaktır.Sırf bu sebebten dolayı bile (Trabzon,Samsun,Adana,Diyarbakır,Erzurum) illeri telaffuz edilebilir ve yetişmediğinde değişiklik yapılabilirdi.(FIBA 2010 Antalya-Kayseri değişikliği gibi).Bir ülkenin futbolda sadece batısını geliştirmek istiyorsak!,Karadenizin eşsiz güzelliklerini kimseyle paylaşmak istemiyorsak!ya da Rusya kadar geniş topraklara sahibiz de iletişimsizlik olacağını düşünüyorsak vs. buna saygı duyarım!!! Ancak Türk Futbolu marka değer yapılmak isteniyorsa bu sadece yayın ihale bedelleri ile değil yapılacak stat ve bu statların tam kapasite ile kullanılması ile olur.(seyirci,kalite,yayılmacı politika(doğu-batı-güney-kuzey, İngiltere gibi...)). Yoksa Portekiz Başkanının dediği ''Organizasyon için kaliteli statlar yaptık,güzel bir organizasyon oldu,ancak şimdi biz bu statları ne yapacağız...''sözünü nakarat yapabiliriz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dünya Kupasının gölgesinde kalıyor olsa da Avrupa Şampiyonası dev bir oyun sahnesidir.Ve bu oyun sahnelendiği ülkeye her açıdan artı bir değer katmaktadır.Bundan dolayıdır ki oyunun sahnesini kusursuz şekilde dağıtmalıyız ki oyunun sonunda en fazla Oscar'ı biz alalım...Organizasyon için belirlenen şehirler hemen tadilat çalışmalarına başlayacaktır.Sırf bu sebebten dolayı bile (Trabzon,Samsun,Adana,Diyarbakır,Erzurum) illeri telaffuz edilebilir ve yetişmediğinde değişiklik yapılabilirdi.(FIBA 2010 Antalya-Kayseri değişikliği gibi).Bir ülkenin futbolda sadece batısını geliştirmek istiyorsak!,Karadenizin eşsiz güzelliklerini kimseyle paylaşmak istemiyorsak!ya da Rusya kadar geniş topraklara sahibiz de iletişimsizlik olacağını düşünüyorsak vs. buna saygı duyarım!!! Ancak Türk Futbolu marka değer yapılmak isteniyorsa bu sadece yayın ihale bedelleri ile değil yapılacak stat ve bu statların tam kapasite ile kullanılması ile olur.(seyirci,kalite,yayılmacı politika(doğu-batı-güney-kuzey, İngiltere gibi...)). Yoksa Portekiz Başkanının dediği ''Organizasyon için kaliteli statlar yaptık,güzel bir organizasyon oldu,ancak şimdi biz bu statları ne yapacağız...''sözünü nakarat yapabiliriz...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SUYUN FAYDALARI]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2324</link>
			<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 11:00:42 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2324</guid>
			<description><![CDATA[SUYUN FAYDALARI<br />
<br />
1- Hiçbir şey susuz yaşayamaz.<br />
<br />
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.<br />
<br />
3- Su temel enerji kaynağıdır, vücudun &#8220;nakit akımıdır.&#8221;<br />
<br />
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.<br />
<br />
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.<br />
<br />
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.<br />
<br />
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.<br />
<br />
8- Bütün besinlerin, vitmin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.<br />
<br />
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.<br />
<br />
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.<br />
<br />
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.<br />
<br />
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.<br />
<br />
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.<br />
<br />
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.<br />
<br />
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.<br />
<br />
16- Omurgadaki diskleri &#8220;şok emici su yastıkları&#8221; na dönüştürür.<br />
<br />
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.<br />
<br />
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.<br />
<br />
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.<br />
<br />
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.<br />
<br />
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.<br />
<br />
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.<br />
<br />
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.<br />
<br />
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.<br />
<br />
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.<br />
<br />
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.<br />
<br />
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.<br />
<br />
28- Uykuyu düzenler.<br />
<br />
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.<br />
<br />
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.<br />
<br />
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.<br />
<br />
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.<br />
<br />
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.<br />
<br />
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.<br />
<br />
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.<br />
<br />
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.<br />
<br />
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.<br />
<br />
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.<br />
<br />
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.<br />
<br />
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.<br />
<br />
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.<br />
<br />
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.<br />
<br />
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.<br />
<br />
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Kara verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.<br />
<br />
45- Yaşılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.<br />
<br />
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.<br />
<br />
<br />
Bir bardak suyun faydaları işte böyle. Suyun yukarıda sıralanan faydalarını okuyunca; &#8220;Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?&#8221; (Enbiya, 30) ayetini hatırlamamak mümkün mü?<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SUYUN FAYDALARI<br />
<br />
1- Hiçbir şey susuz yaşayamaz.<br />
<br />
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.<br />
<br />
3- Su temel enerji kaynağıdır, vücudun &#8220;nakit akımıdır.&#8221;<br />
<br />
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.<br />
<br />
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.<br />
<br />
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.<br />
<br />
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.<br />
<br />
8- Bütün besinlerin, vitmin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.<br />
<br />
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.<br />
<br />
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.<br />
<br />
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.<br />
<br />
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.<br />
<br />
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.<br />
<br />
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.<br />
<br />
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.<br />
<br />
16- Omurgadaki diskleri &#8220;şok emici su yastıkları&#8221; na dönüştürür.<br />
<br />
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.<br />
<br />
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.<br />
<br />
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.<br />
<br />
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.<br />
<br />
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.<br />
<br />
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.<br />
<br />
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.<br />
<br />
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.<br />
<br />
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.<br />
<br />
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.<br />
<br />
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.<br />
<br />
28- Uykuyu düzenler.<br />
<br />
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.<br />
<br />
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.<br />
<br />
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.<br />
<br />
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.<br />
<br />
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.<br />
<br />
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.<br />
<br />
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.<br />
<br />
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.<br />
<br />
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.<br />
<br />
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.<br />
<br />
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.<br />
<br />
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.<br />
<br />
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.<br />
<br />
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.<br />
<br />
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.<br />
<br />
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Kara verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.<br />
<br />
45- Yaşılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.<br />
<br />
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.<br />
<br />
<br />
Bir bardak suyun faydaları işte böyle. Suyun yukarıda sıralanan faydalarını okuyunca; &#8220;Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?&#8221; (Enbiya, 30) ayetini hatırlamamak mümkün mü?<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EMEKLİLER DİKKAT...]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2323</link>
			<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 10:49:56 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2323</guid>
			<description><![CDATA[Emekliler parasını nasıl kurtaracak<br />
İşte emeklilerin maaşlara uygulanan kesintilerden kurtulmanın yolu.<br />
02 Mart 2010 / 21:10<br />
emekliler-parasini-nasil-kurtaracak<br />
 <br />
<br />
Bir lirası bile çok kıymetli olan emeklilerden yapılan kesintinin 18 lira, kesinti yapılan emekli sayısının ise 770 bin olduğu ortaya çıktı. Bu yaklaşık 14 milyon liralık bir kesinti yapıldığı anlamına geliyor. Ancak işçi emeklilerinin yazılı başvurusu olmadan maaşlarından Türkiye Emekliler Derneği&#8217;ne kesinti yapılması mümkün değil.<br />
<br />
YAZILI İZİN GEREKİYOR<br />
Yasalarımız gereğince emeklilerin aylıklarından tek bir kuruş kesinti yapılamaz, hatta bırakın kesintiyi bankalar da dahil olmak üzere hiç kimse emeklinin borcu için aylığına haciz bile getiremez. Emeklinin<br />
zaten kıt kanaat idare etmeye çalıştığı üç kuruş aylığından kesinti yapılabilmesi için emeklinin mutlaka yazılı muvafakatı (izni) gerekir.<br />
<br />
SGK, GELEN LİSTEYE GÖRE KESİNTİ YAPMIŞ<br />
Ancak SGK, yasaları hem çalışan hem de emekli aleyhine yorumlamayı sevdiği ve âdet edindiği için, şimdi Şubat 2010 ayında tam 770 bin emeklinin aylığından 18 lira kesinti yapıp toplam 13.860.000 (on üç milyon sekiz yüz altmış bin) lirayı, eski adı Türkiye İşçi Emeklileri Derneği (TİED), yeni adı Türkiye Emekliler Derneği&#8217;ne (TÜED) aktarmış. 770 bin emeklinin aylıklarından, TÜED yönetimi tarafından gönderilen listeye göre (bu emekliler gerçekten TÜED&#8217;e üye mi değil mi diye araştırılmadan) Şubat 2010 ayında kesinti yapılmış. Emeklilerden yasadışı bir şekilde kesilen üyelik aidatlarıyla Ankara&#8217;da Anıttepe Mah. Işık Sokak No: 11 adresinde, dernek yönetim kurulu üyelerine, her bir katında bir yönetim kurulu üyesinin oturduğu banyolu, yatak odalı, ultra lüks plaza yaptırıldı. Derneğin giriş katında sadece 20 metrekarelik bir alan ise dernek üyeleri gelince otursunlar diye banklarla döşendi. Öte yandan, TÜED yönetim kurulu üyeleri ile şube yöneticilerine her ay bu  paradan milyonlarca lira aylık ödenmiş. Dün HABERTÜRK TV ekranlarında saat 14.00&#8217;te yayınlanan GÜNDEM programına, bu  konuyla ilgili konuk oldum. Programa telefonla katkı veren İşçi, Memur, Bağ-Kur Emeklileri Derneği Başkanı Hamdi Öz, kesintilerden SGK yöneticilerinin de pay aldığını iddia etti. Dediğine göre, TÜED&#8217;e danışmanlık yaptı diye gösterilen, rapor yazı denilen SGK yöneticileri de emeklilerden kesilen paralardan nemalanmış.<br />
<br />
SGK&#8217;YA DİLEKÇE GÖNDERİN<br />
TÜED&#8217;in SGK&#8217;ya gönderdiği 770 bin kişilik emekli listesinde kimlerin olduğu ise bir sır. Ne TÜED yönetimi ne de SGK, çok yoğun çabalarımıza karşın bu listeyi açıklamıyor. İşte bu sebeple hangi emeklilerin aylıklarından TÜED aidatı adı altında kesinti yapıldığı bir sır. Şimdi tüm emeklilerin yapması gereken, SGK&#8217;ya aşağıdaki örnek dilekçeyi gönderip, kendisinden kesinti yapılıp yapılmadığını öğrenmek ve kesinti yapılmış ise iadesini istemek. Bu arada emekli aylığınızdan gerek TÜED üyeliği için dernek aidatı, gerekse başka kişi ve kurumların kesintilerini öğrenmek için http://www.sgk.gov.tr web sayfasının sol tarafında bulunan BİLGİ EDİNME bölümündeki formu doldurup, bilgisayar üzerinden veya formu yazdırıp postayla gönderin. Bilgisayar üzerinden gönderecekseniz alındı numarasını kontrol edin ve bu numarayla cevap bekleyin.<br />
<br />
GEREKİRSE DAVA AÇIN VE ŞİKÂYET EDİN<br />
Hepsi, &#8220;Nasılsa kesilen rakam 18 lira, bu para için kimse uğraşmaz&#8221; diyor ve bu sebeple rahat. Ancak 18 lira da olsa emekli aylığınızdan kestikleri parayı SGK size geri ödemezse gidin bulunduğunuz yerdeki iş mahkemesinde SGK&#8217;yı dava edin. Ayrıca İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığı&#8217;na da sizi haberiniz olmadan dernek üyesi yaptıkları için şikâyette bulunun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Emekliler parasını nasıl kurtaracak<br />
İşte emeklilerin maaşlara uygulanan kesintilerden kurtulmanın yolu.<br />
02 Mart 2010 / 21:10<br />
emekliler-parasini-nasil-kurtaracak<br />
 <br />
<br />
Bir lirası bile çok kıymetli olan emeklilerden yapılan kesintinin 18 lira, kesinti yapılan emekli sayısının ise 770 bin olduğu ortaya çıktı. Bu yaklaşık 14 milyon liralık bir kesinti yapıldığı anlamına geliyor. Ancak işçi emeklilerinin yazılı başvurusu olmadan maaşlarından Türkiye Emekliler Derneği&#8217;ne kesinti yapılması mümkün değil.<br />
<br />
YAZILI İZİN GEREKİYOR<br />
Yasalarımız gereğince emeklilerin aylıklarından tek bir kuruş kesinti yapılamaz, hatta bırakın kesintiyi bankalar da dahil olmak üzere hiç kimse emeklinin borcu için aylığına haciz bile getiremez. Emeklinin<br />
zaten kıt kanaat idare etmeye çalıştığı üç kuruş aylığından kesinti yapılabilmesi için emeklinin mutlaka yazılı muvafakatı (izni) gerekir.<br />
<br />
SGK, GELEN LİSTEYE GÖRE KESİNTİ YAPMIŞ<br />
Ancak SGK, yasaları hem çalışan hem de emekli aleyhine yorumlamayı sevdiği ve âdet edindiği için, şimdi Şubat 2010 ayında tam 770 bin emeklinin aylığından 18 lira kesinti yapıp toplam 13.860.000 (on üç milyon sekiz yüz altmış bin) lirayı, eski adı Türkiye İşçi Emeklileri Derneği (TİED), yeni adı Türkiye Emekliler Derneği&#8217;ne (TÜED) aktarmış. 770 bin emeklinin aylıklarından, TÜED yönetimi tarafından gönderilen listeye göre (bu emekliler gerçekten TÜED&#8217;e üye mi değil mi diye araştırılmadan) Şubat 2010 ayında kesinti yapılmış. Emeklilerden yasadışı bir şekilde kesilen üyelik aidatlarıyla Ankara&#8217;da Anıttepe Mah. Işık Sokak No: 11 adresinde, dernek yönetim kurulu üyelerine, her bir katında bir yönetim kurulu üyesinin oturduğu banyolu, yatak odalı, ultra lüks plaza yaptırıldı. Derneğin giriş katında sadece 20 metrekarelik bir alan ise dernek üyeleri gelince otursunlar diye banklarla döşendi. Öte yandan, TÜED yönetim kurulu üyeleri ile şube yöneticilerine her ay bu  paradan milyonlarca lira aylık ödenmiş. Dün HABERTÜRK TV ekranlarında saat 14.00&#8217;te yayınlanan GÜNDEM programına, bu  konuyla ilgili konuk oldum. Programa telefonla katkı veren İşçi, Memur, Bağ-Kur Emeklileri Derneği Başkanı Hamdi Öz, kesintilerden SGK yöneticilerinin de pay aldığını iddia etti. Dediğine göre, TÜED&#8217;e danışmanlık yaptı diye gösterilen, rapor yazı denilen SGK yöneticileri de emeklilerden kesilen paralardan nemalanmış.<br />
<br />
SGK&#8217;YA DİLEKÇE GÖNDERİN<br />
TÜED&#8217;in SGK&#8217;ya gönderdiği 770 bin kişilik emekli listesinde kimlerin olduğu ise bir sır. Ne TÜED yönetimi ne de SGK, çok yoğun çabalarımıza karşın bu listeyi açıklamıyor. İşte bu sebeple hangi emeklilerin aylıklarından TÜED aidatı adı altında kesinti yapıldığı bir sır. Şimdi tüm emeklilerin yapması gereken, SGK&#8217;ya aşağıdaki örnek dilekçeyi gönderip, kendisinden kesinti yapılıp yapılmadığını öğrenmek ve kesinti yapılmış ise iadesini istemek. Bu arada emekli aylığınızdan gerek TÜED üyeliği için dernek aidatı, gerekse başka kişi ve kurumların kesintilerini öğrenmek için http://www.sgk.gov.tr web sayfasının sol tarafında bulunan BİLGİ EDİNME bölümündeki formu doldurup, bilgisayar üzerinden veya formu yazdırıp postayla gönderin. Bilgisayar üzerinden gönderecekseniz alındı numarasını kontrol edin ve bu numarayla cevap bekleyin.<br />
<br />
GEREKİRSE DAVA AÇIN VE ŞİKÂYET EDİN<br />
Hepsi, &#8220;Nasılsa kesilen rakam 18 lira, bu para için kimse uğraşmaz&#8221; diyor ve bu sebeple rahat. Ancak 18 lira da olsa emekli aylığınızdan kestikleri parayı SGK size geri ödemezse gidin bulunduğunuz yerdeki iş mahkemesinde SGK&#8217;yı dava edin. Ayrıca İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığı&#8217;na da sizi haberiniz olmadan dernek üyesi yaptıkları için şikâyette bulunun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SEVGİ KAŞIKLARI]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2322</link>
			<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 22:05:19 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2322</guid>
			<description><![CDATA[Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece<br />
sözünü edenlerle, onu<br />
yaşayanlar arasinda ne fark vardır?"<br />
"Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden<br />
gönüle indirememiş<br />
olanlari çağirarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi<br />
oturmuşlar yerlerine.<br />
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve<br />
arkasindan da, derviş<br />
kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.<br />
Ermiş "Bu kaşıkların ucundan tutup şöyle yiyeceksiniz"<br />
diye bir de<br />
şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs<br />
etmisler. Fakat o da<br />
ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp<br />
saçmadan<br />
götüremiyorlar<br />
ağizlarina. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar,<br />
öylece aç<br />
kalkmışlar sofradan.<br />
Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi<br />
gerçekten bilenleri çağiralim<br />
yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile<br />
gülümseyen ışıklı insanlar<br />
gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince her<br />
biri uzun boylu<br />
kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki<br />
kardeşine uzatarak içmişler<br />
çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve<br />
şükrederek kalkmışlar<br />
sofradan."İşte" demiş ermiş: "Kim ki hayat sofrasında<br />
yalniz kendini görür<br />
ve<br />
doymayi düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini<br />
düşünür de<br />
doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktir.<br />
Şüphesiz şunu da<br />
unutmayın; hayat pazarında alan değil veren<br />
kazançlıdır herzaman...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece<br />
sözünü edenlerle, onu<br />
yaşayanlar arasinda ne fark vardır?"<br />
"Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden<br />
gönüle indirememiş<br />
olanlari çağirarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi<br />
oturmuşlar yerlerine.<br />
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve<br />
arkasindan da, derviş<br />
kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.<br />
Ermiş "Bu kaşıkların ucundan tutup şöyle yiyeceksiniz"<br />
diye bir de<br />
şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs<br />
etmisler. Fakat o da<br />
ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp<br />
saçmadan<br />
götüremiyorlar<br />
ağizlarina. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar,<br />
öylece aç<br />
kalkmışlar sofradan.<br />
Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi<br />
gerçekten bilenleri çağiralim<br />
yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile<br />
gülümseyen ışıklı insanlar<br />
gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince her<br />
biri uzun boylu<br />
kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki<br />
kardeşine uzatarak içmişler<br />
çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve<br />
şükrederek kalkmışlar<br />
sofradan."İşte" demiş ermiş: "Kim ki hayat sofrasında<br />
yalniz kendini görür<br />
ve<br />
doymayi düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini<br />
düşünür de<br />
doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktir.<br />
Şüphesiz şunu da<br />
unutmayın; hayat pazarında alan değil veren<br />
kazançlıdır herzaman...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İBB 2-1 Fenerbahçe fenere neler oluyor]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2321</link>
			<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 09:47:16 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2321</guid>
			<description><![CDATA[İBB 2-1 Fenerbahçe fenere neler oluyor<br />
Fener&#8217;e acılı İskender..<br />
<br />
Son 6 resmi maçını kazanamayan ve Avrupa defterini de kapatan Fenerbahçe, kötü gidişini sürdürdü.. &#8220;Belalısı&#8221; İstanbul Büyükşehir Belediyespor&#8217;a konuk olan sarı lacivertliler, İskender&#8217;in gollerine engel olamadığı mücadelede, hem 3 puan hem de kırmızı kart gören kaptanı Alex&#8217;i etti: 2-1<br />
 kayb<br />
ayrı bi not daha fenerin galibiyet raporlarını sotede yayınlayan lar neden malubiyeti yayınlamıyolar iskemder onlarada acı gelmiş demek kı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İBB 2-1 Fenerbahçe fenere neler oluyor<br />
Fener&#8217;e acılı İskender..<br />
<br />
Son 6 resmi maçını kazanamayan ve Avrupa defterini de kapatan Fenerbahçe, kötü gidişini sürdürdü.. &#8220;Belalısı&#8221; İstanbul Büyükşehir Belediyespor&#8217;a konuk olan sarı lacivertliler, İskender&#8217;in gollerine engel olamadığı mücadelede, hem 3 puan hem de kırmızı kart gören kaptanı Alex&#8217;i etti: 2-1<br />
 kayb<br />
ayrı bi not daha fenerin galibiyet raporlarını sotede yayınlayan lar neden malubiyeti yayınlamıyolar iskemder onlarada acı gelmiş demek kı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Doğum günün kutlu olsun başkanım]]></title>
			<link>http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2320</link>
			<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 00:35:35 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.buyuksir.com/buyuksirforum/showthread.php?tid=2320</guid>
			<description><![CDATA[Doğum günün kutlu olsun ismail abi...<br />
yeni yaşlarında nice mutlulukları birlikte yaşarız inşallaharkadas.gif]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Doğum günün kutlu olsun ismail abi...<br />
yeni yaşlarında nice mutlulukları birlikte yaşarız inşallaharkadas.gif]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>